Eskiden beyaz olan, şimdiyse griye çalan converse’lerim koridorda duruyor, hadi giy beni de gidelim dercesine. Sana tahsis ettiğim ayakkabılarım onlar. Çok bir şey anlatmıyorlar. Ne kadınsı, ne çocuksu, ne iddialı ne değil.. soğuk kanlı ayakkabılar onlar. Senin için heyecanlanmamaya çalışırken gözlerinin yanaklarıma değdiği an kızardıklarını hissetmek, utanç verici hafiften. Çünkü bu kız soğuk kanlıdır. Dedim ya converse’ler.. ve ben kanımın derecesi yüzünden bu paragrafı (içimden geçenleri parantezler içine saklayarak) yarım bırakacağım. Onun yerine aklımda dolanıp duran onlarca cümleyi alt alta, yan yana,vs. sıralayacağım.
Yılan, kadınla özdeşleşmiş ya fena halde. Yılan hayatmış ya kadın gibi. Ve doğa, şeytan’ın kilisesiymiş ya. Doğa kötüdür.. kadın kötüdür.. yılan kötüdür.. hayat kötüdür.. neticede her şey kötüdür. Alışın buna!
Doğa, her zaman istediğini elde eder mi? İnsan bütün dengeleri bozmuşken.. İnsanın dengesini bozmasını mı istedi yoksa? Evrimi süistimal mi ettik yoksa?
İnsan, istediği her şeyi elde ettiğinde mutlu olur mu? Hayat bu şekilde mi işler? Peki ya istediğimiz her şey
bizi mutlu eder mi? Kendimiz için hep en doğrusunu isteyebilir miyiz? Doğru olan ne?
For the greater good? Big Picture? Bunlar hayatta işe yarayan kavramlar mıdır?
Israr! Yolunu nereye kadar değiştirir?
Elde etmenin-edilmenin doğru bir şekli var mıdır yoksa her yol mübah mıdır?
Ben seçilmem, seçerim kısmında seçilene bok yemek mi düşer?
Evet bunlara cevabı olan arkadaşları buraya bekliyorum..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder