O öldü...
Hepiniz yaptığınız, hepiniz suçlusunuz !! Ama en büyük suçlu kendisiydi belki de... İzin verdiği için onu öldürmenize... Koruyabilirdi kendini.. Saklayabilirdi.. Sahteliklerden hoşlanmadığı için olduğu gibi görünmeyi tercih etmişti... Bu kimsenin umurunda değildi ama.. Çünkü onu olduğu gibi değil olmasını istediğiniz gibi gördünüz !! Dediklerine inanmadınız !! O "beyaz" dediyse gerçekten beyaz olduğunu düşündüğü içindi siz ise içine siyah katıp gri yaptınız..
Üzgünüm, O'nu öldürdünüz... Şimdi arkasından söylenebilecek en büyük yalanı söyleyin kendinize ve başkalarına...
"İyi bilirdik..."
5 Aralık 2009 Cumartesi
The Message In The Bottle
Belki gülümserim demiştim...
Sabahlardan mütevellit bir huzur
gecenin bu saatinde
ama
bir serzeniş...
Tam da
bu saatinde
Doğru olan işte
Bu saat dediklerimizde hata yapıyoruz ya
Muhtaç zannedip kendimize akrebi
Yelkovanı
Kovamıyoruz anlamsızlarımızı...
bir de melodi giydirdiğimizde
Kelimelere ne hacet...
Tutarsız kelimler festivali oluyor
Her bir bakışımız...
hayatımıza dostoyevskinin bohem bir barında devam ediyoruz
ve
ellerimizle beyaz bir güvercin yakalıyoruz işte
Tam da
Bu saat...
ama ben
Belki gülümserim demiştim,
nereden bilebilirdim
yanaklarım tembelmiş meğer kulak mememi
pek sevmezlermiş
iki göz bir gülümsemeyle
bir günaydınla doğmuşum
ben ya,
bir gün gelecek ve ben aydın bir güne muhtaç olmuşum
ağlamayınca kimseye mutlu görünmüşüm
kitapları neden severim
ben ya?
özellikle bu saatte
tam da
bu saat
işte ben bu saatte bile gülümseyebilirim demiştim sevgilim...
dumanla gelirsin dediler
sigaraya başladım...
bir melodi olur gelir dediler
musiki sevdim
en güzel kelimelerdir o karşına bir gün çıkacak dediler
şair oldum...
yok yok
o sadece bir hayal
o sadece güzel bir düşüncedir dediler
ve ben
filozof oldum...
ama sen;
hiç yaşamamış birisinin realkarnasyonu gibisin
sevgilim söyle
ne olur
neredesin...?
Sabahlardan mütevellit bir huzur
gecenin bu saatinde
ama
bir serzeniş...
Tam da
bu saatinde
Doğru olan işte
Bu saat dediklerimizde hata yapıyoruz ya
Muhtaç zannedip kendimize akrebi
Yelkovanı
Kovamıyoruz anlamsızlarımızı...
bir de melodi giydirdiğimizde
Kelimelere ne hacet...
Tutarsız kelimler festivali oluyor
Her bir bakışımız...
hayatımıza dostoyevskinin bohem bir barında devam ediyoruz
ve
ellerimizle beyaz bir güvercin yakalıyoruz işte
Tam da
Bu saat...
ama ben
Belki gülümserim demiştim,
nereden bilebilirdim
yanaklarım tembelmiş meğer kulak mememi
pek sevmezlermiş
iki göz bir gülümsemeyle
bir günaydınla doğmuşum
ben ya,
bir gün gelecek ve ben aydın bir güne muhtaç olmuşum
ağlamayınca kimseye mutlu görünmüşüm
kitapları neden severim
ben ya?
özellikle bu saatte
tam da
bu saat
işte ben bu saatte bile gülümseyebilirim demiştim sevgilim...
dumanla gelirsin dediler
sigaraya başladım...
bir melodi olur gelir dediler
musiki sevdim
en güzel kelimelerdir o karşına bir gün çıkacak dediler
şair oldum...
yok yok
o sadece bir hayal
o sadece güzel bir düşüncedir dediler
ve ben
filozof oldum...
ama sen;
hiç yaşamamış birisinin realkarnasyonu gibisin
sevgilim söyle
ne olur
neredesin...?
Herşeye Rağmen
hiç bir şey bimiyordum ilk gözlerimi açtığımda şu dünyaya dair yavaş yavaş öğrendim her şeyi önce emekledim sonra yürüdüm düşe kalka sonra koşmaya başladım sonra okula gitmeler başladı aşık oldum platonik ilkokul arkadaşıma öğrendim ilk aşk acısını ufak da olsa sonra ortaokulda başka bir platonik aşk beğenilmeme acısı bu sefer ergen bünyemi daha fazla acıttı sonra lise başladı lise aşkı daha beter yaktı ve en son üniversite aşkı iyice bitirdi kalbimi ve eser kalmadı kalbimden...
ben 23 yıl önce bugün doğdum ve küçücük bi yürekle başladım bu yola 23 yıl sonra yeniden doğdum herkesin her şeyin mahvettiği kalbimi yeniden doğup tertmiz başlaması için zorladım ve 23 yıl sonra sanki ilk doğduğum gün ki gibi mutluyum...
iyi ki doğmuşum :D her şeye rağmen..
ben 23 yıl önce bugün doğdum ve küçücük bi yürekle başladım bu yola 23 yıl sonra yeniden doğdum herkesin her şeyin mahvettiği kalbimi yeniden doğup tertmiz başlaması için zorladım ve 23 yıl sonra sanki ilk doğduğum gün ki gibi mutluyum...
iyi ki doğmuşum :D her şeye rağmen..
Ağır...
"lombaklar, zevk soframa gelin, bana doğru uzayın! bir kere kuyruklu yıldızı kesin olarak bilmeniz lazım. çünkü onun içinde insanlar olduğuna eminim. erkek değilse bile kadınlar olduğuna eminim. inanın ki o yıldız geçerken bütün erkeklik damarım kabarıyor, acayip hisler duyuyorum. sanki bir cıvırla yatıyormuş gibi oluyorum. inanın o bir yıldız değil. daha doğrusu uzay gemisinden başka bir şey değil. diğer galaksilerde yaşayan kadınlar, kocalarının uzay gemilerini kapıp öylece dolaşıyorlar. hatta bir akşam, ay senin dünya benim hesabı gezen o karılardan birine rastladım, ama boyu bizden kısaydı. ancak çok güzeldi. bir gözünün içinden nehirler, şelaleler akarken, öbür gözünde açelyalar açıldı. anında özel bir formül yaratıp çok kolay yedim onu. uzaydaki manitaların bile problemleri aynı."
Yeniden Başlıyoruz
Ve tatil bitiyor.. Sanırım 1 ay benim için çok uzundu.. 2004 yılından beri hiç bu kadar fazla boş zamanım olmamıştı.. Geri dönüp bakıyorumda hep birşeylerle uğraşmışım boş durmak yerine, hiç zamanımı abuk subuk kullanmamışım. Yaptığım herşey mutlaka bana birşeyler kazandırmış.. Somut olmasada bazılarının verdikleri, ben yinede ruhum için alacak birşeyler bulmuşum.. Ve kendimi çok seviyorum.. Bugüne kadar başarmak isteyipte başaramadığım hiçbirşey olmadı.. Sadece bazılarını başarmak için birkaç sefer denemek zorunda kaldım..
ama hiçbir zaman umudumu hiçbirşeyde yitirmedim..
Başarmak istediğim çoğu şeyde yanlızdım.. Ama bu çevremdeki insanların suçu değil.. bu benim kendi isteğim.. Tek başıma başarmanın verdiği huzur ve tanımadığım insanlara karşı giriştiğim savaşlardan tek başıma galip çıkmam sanıyorsam beni hayata bağlıyor.. Ama ne kadar yanlızdım desemde anne ve babamı diğer insanlardan ayrı tutuyorum.. çünkü onları "ben" sayıyorum.. onlar "ben", çünkü ne yapsam arkamda olduklarını biliyorum.. ben kendimi ne kadar destekliyorsam onlarda beni o kadar destekliyorlar bunu çok iyi biliyorum...
Yeni bir dönem başlayacak 1 hafta sonra.. Sanırım bu dönem biraz yoğun olacak.. 9 tane ders aldım.. toplam haftada 36 saat ders ediyor bu.. 36 saat dersi adam etmek içinse haftada 36 saatde ayrıca ders çalışmak gerekir.. Buda bu dönem kendime çok fazla zaman ayıramayacağım anlamına geliyor..
Ama bunun bir önemi yok galiba.. Ortalamamı bu dönem 3'ün üzerine çıkarmayı deniycem.. Başarılı olma ihtimalim var gibi.. Umarım şansda yanımda olur..
Yeni döneme başlayacak herkese başarılar diliyorum...
ama hiçbir zaman umudumu hiçbirşeyde yitirmedim..
Başarmak istediğim çoğu şeyde yanlızdım.. Ama bu çevremdeki insanların suçu değil.. bu benim kendi isteğim.. Tek başıma başarmanın verdiği huzur ve tanımadığım insanlara karşı giriştiğim savaşlardan tek başıma galip çıkmam sanıyorsam beni hayata bağlıyor.. Ama ne kadar yanlızdım desemde anne ve babamı diğer insanlardan ayrı tutuyorum.. çünkü onları "ben" sayıyorum.. onlar "ben", çünkü ne yapsam arkamda olduklarını biliyorum.. ben kendimi ne kadar destekliyorsam onlarda beni o kadar destekliyorlar bunu çok iyi biliyorum...
Yeni bir dönem başlayacak 1 hafta sonra.. Sanırım bu dönem biraz yoğun olacak.. 9 tane ders aldım.. toplam haftada 36 saat ders ediyor bu.. 36 saat dersi adam etmek içinse haftada 36 saatde ayrıca ders çalışmak gerekir.. Buda bu dönem kendime çok fazla zaman ayıramayacağım anlamına geliyor..
Ama bunun bir önemi yok galiba.. Ortalamamı bu dönem 3'ün üzerine çıkarmayı deniycem.. Başarılı olma ihtimalim var gibi.. Umarım şansda yanımda olur..
Yeni döneme başlayacak herkese başarılar diliyorum...
Eğmedim Boynumu Kimselere
Eğmedim boynumu kimselere,
Söyletmedim vatanımda başka marşı,
Çektirtmedim gönderlere al’dan başka yâr,
Seni bildim,senin izindeyim Atam…
Eğmedim boynumu sömürgecilere,
Boyatmadım kırmızıyı yeşillere,
Satmadım bir kağıt parçasına bu toprağı,
Senden gördüm, vatan için varım Atam…
Eğmedim boynumu uşaklara, bahçivana…
Senin hitabeni okudum, nutuğunu ezberledim,
Önce Kemal dedim, Laikliktir dedim cumhuriyetin temeli,
Senden öyle gördüm, öyle bildim Atam!
Kınadılar beni, dinsiz dediler, terörist dediler…
Ama eğmedim boynumu vatan toprağına baka baka,
Alet olmadım hainlerin vicdani oyunlarına,
Ben sayende doğdum, senin yanına gelmek için öleceğim.
Atam, sensizliğimin 70. yılında yazıyorum bu yazıyı.
Senin sayende kendi vatanımda yazıyorum, kendi bayrağımın altında yazıyorum.
Senin sayende başkasına eğmeden boynumu yazıyorum.
Senin atlı heykeline bakarak yazıyorum. Başım dik! Gözlerim bayrak kırmızısı …
Sen rahat uyu atam. Bu uygarlık savaşında ki son Uygar olmayacağım.
Bayrağı ben taşıyacağım, hep en önde …
Ölmemek için değil, Türk bayrağına sarılı gömülmek için dua edeceğim.
Ben sayende doğdum, senin yolunda öleceğim.
Söyletmedim vatanımda başka marşı,
Çektirtmedim gönderlere al’dan başka yâr,
Seni bildim,senin izindeyim Atam…
Eğmedim boynumu sömürgecilere,
Boyatmadım kırmızıyı yeşillere,
Satmadım bir kağıt parçasına bu toprağı,
Senden gördüm, vatan için varım Atam…
Eğmedim boynumu uşaklara, bahçivana…
Senin hitabeni okudum, nutuğunu ezberledim,
Önce Kemal dedim, Laikliktir dedim cumhuriyetin temeli,
Senden öyle gördüm, öyle bildim Atam!
Kınadılar beni, dinsiz dediler, terörist dediler…
Ama eğmedim boynumu vatan toprağına baka baka,
Alet olmadım hainlerin vicdani oyunlarına,
Ben sayende doğdum, senin yanına gelmek için öleceğim.
Atam, sensizliğimin 70. yılında yazıyorum bu yazıyı.
Senin sayende kendi vatanımda yazıyorum, kendi bayrağımın altında yazıyorum.
Senin sayende başkasına eğmeden boynumu yazıyorum.
Senin atlı heykeline bakarak yazıyorum. Başım dik! Gözlerim bayrak kırmızısı …
Sen rahat uyu atam. Bu uygarlık savaşında ki son Uygar olmayacağım.
Bayrağı ben taşıyacağım, hep en önde …
Ölmemek için değil, Türk bayrağına sarılı gömülmek için dua edeceğim.
Ben sayende doğdum, senin yolunda öleceğim.
Problemlerim Ve Havuzlar
Tüm sorular 4 şıklıdır.Tek yanlış bütün doğruları götürebilir.Ahmet Aslıya aşıktır.Buna göre x kaçtır?
Denklem kaç bilinmeyenlidir yada bilinen nedir?
Onu geçtik bu bir havuz problemimidir?
Ahmet 20 dakikada 100 damla göz yaşı Aslı 20 dakikada 30 gözyaşı dökmektedir.
Buna göre ikisi birlikte bu aşkı kaç dakikada bitirebilir.
Havuz boşalırsa ne olur?
Su zamlandı anasını satim gideri arıtırsak geriye hiç umut kalır mı?
C musluğunun konuyla alakası ne?
Emel neden bu musluğu kapatıyor?Emel kim dur bir dakka yoksa x mi?
Emeli öldürsek Problem büyür mü?
O değilde hocam anılar birbirini götürür mü?
Denklem kaç bilinmeyenlidir yada bilinen nedir?
Onu geçtik bu bir havuz problemimidir?
Ahmet 20 dakikada 100 damla göz yaşı Aslı 20 dakikada 30 gözyaşı dökmektedir.
Buna göre ikisi birlikte bu aşkı kaç dakikada bitirebilir.
Havuz boşalırsa ne olur?
Su zamlandı anasını satim gideri arıtırsak geriye hiç umut kalır mı?
C musluğunun konuyla alakası ne?
Emel neden bu musluğu kapatıyor?Emel kim dur bir dakka yoksa x mi?
Emeli öldürsek Problem büyür mü?
O değilde hocam anılar birbirini götürür mü?
Nokta...
yaşayabileceklerim
yaşadıklarım
yaşayamadıklarım
üç nokta...
sınırlarım
beklentilerim
hayal kırıklıklarım
üç nokta...
arayışlarım
bulamayışlarım
ümitsizliğim
üç nokta...
yüklemleri olmayan cümleler silsilesi içindeyim
üç noktayı koydum hayata da,
noktamı koyamadım..
son noktayı koymak değil istediğim
sadece sade bir cümle
mutluyum.
nokta..
yaşadıklarım
yaşayamadıklarım
üç nokta...
sınırlarım
beklentilerim
hayal kırıklıklarım
üç nokta...
arayışlarım
bulamayışlarım
ümitsizliğim
üç nokta...
yüklemleri olmayan cümleler silsilesi içindeyim
üç noktayı koydum hayata da,
noktamı koyamadım..
son noktayı koymak değil istediğim
sadece sade bir cümle
mutluyum.
nokta..
Gecenin Bilmem Kaçı
gecenin bilmem kaçı
uzun zaman sonra aklıma gelen ve nahoş bi ruh haliyle girdiğim eski dost
nese
evet bi iç hesaplaşma
ama o kadar derin ki bi kağıt parçası yetmemekte
bi nefes kadar geçici ve önemli. bi yürek kadar kırgın
sevdanın ve hicranın nereye düştüğünü bilememek
eski bir kitabı okumak gibi her büyüyen sayfada
aramak
cevabı bilerek
"mutlu aşk yoktur" demek
bir kırmızı çakmak kadar yakıcı,geçici ve sarsıcı
avuç içinde korunan ve de boğaz serinliğinde dem bulan
yalnızlık sevdası...
uzun zaman sonra aklıma gelen ve nahoş bi ruh haliyle girdiğim eski dost
nese
evet bi iç hesaplaşma
ama o kadar derin ki bi kağıt parçası yetmemekte
bi nefes kadar geçici ve önemli. bi yürek kadar kırgın
sevdanın ve hicranın nereye düştüğünü bilememek
eski bir kitabı okumak gibi her büyüyen sayfada
aramak
cevabı bilerek
"mutlu aşk yoktur" demek
bir kırmızı çakmak kadar yakıcı,geçici ve sarsıcı
avuç içinde korunan ve de boğaz serinliğinde dem bulan
yalnızlık sevdası...
Işıl İçin
I ssız bir kentin ortasında bekliyorum
Ş elalelerin sesi gibi kulağımda sesin
I srar ediyorum ki gitmeyesin
L ütfen derken titriyor sesim
Ş elalelerin sesi gibi kulağımda sesin
I srar ediyorum ki gitmeyesin
L ütfen derken titriyor sesim
Zaman Beklemez...
umutsuz olduğu bir anda sevmek ister her insan,
birazcık şanslıysan neden olmasın,
doyumsuz olduğu her anda silmek ister her insan,
boşver, varsın olmasın.
birazcık şanslıysan neden olmasın,
doyumsuz olduğu her anda silmek ister her insan,
boşver, varsın olmasın.
? Cevap
Pragmatist bir manifestonun edimsel imgelenmelerine öykünen yaptırımları karakterize eden kuramların tümünü gerçekleyebilme yetisine haiz bir öngörümsel önerme varyantı olarak kabul edilse de, içsel çatışıklıkları pasivize etmenin bilişsel algılanması söz konusu olduğunda pitoresk bir tümevarım sağlayabilecek bir betimlemeyi, en marjinal kulvarlarda, ayrımlanabilir ve determinist bir tarzda angaje edebilme kapasitesine sahip olan nedir?
Otobüs Teyzeleri
Bindik bir alamete gidiyoruk bir kıyamete midir nedir artık.. öyle ama bindim yine otobüsüme, antalyaya yolculuk etmekteyim. Yanımda anadolunun döşünden kopup gelmiş bi teyze. Hep öyledir o teyzeler bi yaşlı insan kokusu vardır, bir yandan kötü hissedersin kendini abi zaten yaşlı hatun ölcek gitcek, kibar davranıyım dersin, bir yandan da hatun konuştukça konuşur, oğluna seni almaya kararlıymışçasına detay bilmek ister hakkında vesaire.. zor iş yani bu otobüs teyzeleriyle yan yana oturmak. Bilmiyorum erkeklerde de otobüs amcası var mı ama.. neyse benim derdim bana yeter. Oturduk teyzenin yanına önce bi kalkarken bismillah dedi ama bismillahın geldiği yerde onlardan çok varmış, yol boyu teyze bismillah aşağı bismillah yukarı.. allahıma çok şükür, vesaire.. dedim Allah’ım geliyorum yanına. Bu kadar çağrılmaya gelir olm adam. Zaten şöför deli gibi sürüyo kelle koltukta hatun okudukça bi şeyler benim içim bi hoş oldu. Büyü mü yaptı nedir kafa oldum resmen otobüste. Zaten bi meraktır gidiyor, nedir ne değildir bu ölmek işi, matah mıdır değil midir? Meraklıyım ölmeye evet. Çabuklaştırmak gibi bir niyet yokta meraktan ölebilirim…
Mola yeri.. adalya.. dünyanın en saçma mola tesisi. Sevmiyorum, ısınamadım kardeşim, çirkin bi yer, tuvaletleri de garip zaten. Teyze bi şeyler dedi pek anlamadım, kalktım gittim çişimi yapmaya, Allah yarappi o ne soğuktur. Kısır olduk otobüsçe. Reklamdaki oturma çocuum taşa gibi… oturmuş kadar olduk. Neyse, otobüste yerimi aldım ben sıcacık çünkü içersi ve çocuk olasılığını da tümden yok etmek istemiyorum. İzliyorum insanları. Elleri titreye titreye sigara içiyorlar. Zıkkım. Sevmiyorum. Bir nefes çekiyorlar ağızlarından çıkan dumanlar soğuktan mı, sigara dumanı mı ben anlayana kadar bi nefes daha alıyorlar. Hızlı hızlı, dona öle, etrafı keserek içiyorlar sigaralarını. Zaten soğuk zaten spermler, yumurtalar kendinden geçmiş bir de zehirlemek vücudu.. cık cık cık… onaylamıyorum. Teyzeyle bir olabilirim o konuda. Zaten ben geldiğimde o çoktan oturmuştu yerine, konuşma çabası gösterdi ama pek anlamadım yine söylediklerini, açtım kitabımı okumaya çalıştım bünyamin’in maceralarını…
Teyze burdur’da inecekmiş, 40 kere sordu bu otobüs burdur’a gider mi diye, artık çok geç yavrucum binmişin afyona kadar gelmişin ohooo… inerken de çok şükür yarappi diyip durdu sanki o indikten sonra kaza yapacakmışız gibi hissettim. Böyle hissiyatlara kapılmam da komik yani… agnostiksin lan kendine gel.. bu teyzeler insana batıl inanç aşılar vallahi, kara kedilerden, aynalardan ve merdiven altlarından kaçar oldum otobüs yolculuğu sonrası….
bir de uzaylı gördüm galiba afyon civarında..
Mola yeri.. adalya.. dünyanın en saçma mola tesisi. Sevmiyorum, ısınamadım kardeşim, çirkin bi yer, tuvaletleri de garip zaten. Teyze bi şeyler dedi pek anlamadım, kalktım gittim çişimi yapmaya, Allah yarappi o ne soğuktur. Kısır olduk otobüsçe. Reklamdaki oturma çocuum taşa gibi… oturmuş kadar olduk. Neyse, otobüste yerimi aldım ben sıcacık çünkü içersi ve çocuk olasılığını da tümden yok etmek istemiyorum. İzliyorum insanları. Elleri titreye titreye sigara içiyorlar. Zıkkım. Sevmiyorum. Bir nefes çekiyorlar ağızlarından çıkan dumanlar soğuktan mı, sigara dumanı mı ben anlayana kadar bi nefes daha alıyorlar. Hızlı hızlı, dona öle, etrafı keserek içiyorlar sigaralarını. Zaten soğuk zaten spermler, yumurtalar kendinden geçmiş bir de zehirlemek vücudu.. cık cık cık… onaylamıyorum. Teyzeyle bir olabilirim o konuda. Zaten ben geldiğimde o çoktan oturmuştu yerine, konuşma çabası gösterdi ama pek anlamadım yine söylediklerini, açtım kitabımı okumaya çalıştım bünyamin’in maceralarını…
Teyze burdur’da inecekmiş, 40 kere sordu bu otobüs burdur’a gider mi diye, artık çok geç yavrucum binmişin afyona kadar gelmişin ohooo… inerken de çok şükür yarappi diyip durdu sanki o indikten sonra kaza yapacakmışız gibi hissettim. Böyle hissiyatlara kapılmam da komik yani… agnostiksin lan kendine gel.. bu teyzeler insana batıl inanç aşılar vallahi, kara kedilerden, aynalardan ve merdiven altlarından kaçar oldum otobüs yolculuğu sonrası….
bir de uzaylı gördüm galiba afyon civarında..
Kadınların Kadınlarla, Erkeklerin Erkeklerle Olma İsteği Nedir ki.. Cool Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Ve Pick Up Artist..
Anlamıyorum ben yok, erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla olmak istemesinin sebebi nedir? İnsan denen yaratık kendi kendiyle birlikte olmak istiyor sanırsam. Aynayla sevişin o zaman.. kadınız duygusalız, erkekler odunlar.. bu kadar basit. Bunu kabul etmeden hayat yürümez yahu. Şimdi itiraz eder erkeklerimiz ne odunu falanı filanı. Yok öylesiniz etcek bir şey yok. Kadının erkek için düşündüğü detayları bir erkek kadın için asla düşünemez. Şikayet ediyoruz ya habire, çok düşüncesizler vs diye, adamların aklı yalın abi napıcaksın, sadeleştirilmiş gibiler. Biz de karman çorman yollardan düşünüp duruyoruz. Düşün düşün boktur işin oluyor sonra.
Mutlu olmanın yolu da yalınlık gerçi de. Olsun biz kadınlar mutlu olmayı da pek bilmiyoruz zaten. Ayakkabı alınca mutlu olduğunu sanan varlıklarız. Budur. Kendimi hiç çıkartmıyorum bakın, bıdı bıdı etmeyin bana. Ben de nine west’ten çıktığımda yüzümde kocaman bir gülümseme oluyor.
Şimdi evek problemden uzaklaşmayalım. Bu erkek kadın arasındaki farkı kabullenmek kolay bir şey mi ki bize bıdı bıdı konuşuyorsun diyeceksiniz. Haklısınız tabii kolay değil ama yapılacak başka bir şey yok ki. Buna eyvallah demeden ilişki çok sorunlu olur. Neden onu düşünemedi neden bunu düşünemedi, söz konusu erkekse yok ne diye arayıp duruyo, mesaj atıyo zırt pırt, denmesi pek mümkün. Eh böyle de hayat geçmez. Onun için cool (kuul) olmanın dayanılmaz hafifliğini bütün bayanlara öneriyorum. Tlfonunuzu sokun efenim çantanızın en ücra köşesine, günde bir kere iyi olduğunu bilmek adına yapılan aramadan sora kendi işinize bakın. Napıyosun, nerdesin, kimlesin, bıdısın.. bi bırakalım bunları. Tamam duygusalız da bi kendimize gelelim. Yanındayken gösterelim duygusallığı. Zaten ihtiyaçları olan bu. Uzaktan uzağa şefkatin, aşırı ilginin manası yok. Erkekler için de “deal with it!” diyorum. Kadınla birlikte olduğunuzu hatırlayın, herkesin aynı şeylerden yakındığını biliyorsanız alışın sizi arayıp sormamıza, merak etmemize ve özlememize. İki tarafta hafiften temam ya ben karşı cinsle birlikteyim diyip durumu kabullenirse sorun olmayacak. Valla bakın öyle.
Şikayeti olan varsa eşcinsel olsun.
“Pick up artist” denen bir program var yu es ey’de(amarikanya). 10 tane “loser” denen derbeder görünümlü genci alıyorlar, bi tane pick up master var ,kendisi kadın tavlamada üstün yeteneklere sahip, o mastır bunlara hatun düşürmeyi öğretiyor. Sistematik falan adam bildiğin profesyonel, kısaltmalar vesaire yapmış kendi kendine. Ayrıca bu işin kitabını da yazmış. Cidden yazmış. Kitabı var yahu alsanıza erkekler! Klüp falan kurun, kitap üzerine yemin edin.. neyse. İki sezonunu izledim ben bu programın ikisinin de birincisi(en çok kadın tavlayan) alabildiğine feminen tiplerdi. Konuşmalar, tavırlar, kıyafetler bildiğin feminen. Zaten mastırları da bi acayip, tüylü şapkayla falan geziyo, sokakta görsen deli diyip geçersin ama yok adam bara giriyo, kızlar resmen sırada bununla konuşmak için. Olmaz böyle şey ya. Amerika çok fena bi durumda, ben buna karar verdim. Yine de programı öneriyorum, türkiye’de denerseniz dayak yiyeceğiniz çok yöntem var ama olsun ne kapsanız kardır..
Mutlu olmanın yolu da yalınlık gerçi de. Olsun biz kadınlar mutlu olmayı da pek bilmiyoruz zaten. Ayakkabı alınca mutlu olduğunu sanan varlıklarız. Budur. Kendimi hiç çıkartmıyorum bakın, bıdı bıdı etmeyin bana. Ben de nine west’ten çıktığımda yüzümde kocaman bir gülümseme oluyor.
Şimdi evek problemden uzaklaşmayalım. Bu erkek kadın arasındaki farkı kabullenmek kolay bir şey mi ki bize bıdı bıdı konuşuyorsun diyeceksiniz. Haklısınız tabii kolay değil ama yapılacak başka bir şey yok ki. Buna eyvallah demeden ilişki çok sorunlu olur. Neden onu düşünemedi neden bunu düşünemedi, söz konusu erkekse yok ne diye arayıp duruyo, mesaj atıyo zırt pırt, denmesi pek mümkün. Eh böyle de hayat geçmez. Onun için cool (kuul) olmanın dayanılmaz hafifliğini bütün bayanlara öneriyorum. Tlfonunuzu sokun efenim çantanızın en ücra köşesine, günde bir kere iyi olduğunu bilmek adına yapılan aramadan sora kendi işinize bakın. Napıyosun, nerdesin, kimlesin, bıdısın.. bi bırakalım bunları. Tamam duygusalız da bi kendimize gelelim. Yanındayken gösterelim duygusallığı. Zaten ihtiyaçları olan bu. Uzaktan uzağa şefkatin, aşırı ilginin manası yok. Erkekler için de “deal with it!” diyorum. Kadınla birlikte olduğunuzu hatırlayın, herkesin aynı şeylerden yakındığını biliyorsanız alışın sizi arayıp sormamıza, merak etmemize ve özlememize. İki tarafta hafiften temam ya ben karşı cinsle birlikteyim diyip durumu kabullenirse sorun olmayacak. Valla bakın öyle.
Şikayeti olan varsa eşcinsel olsun.
“Pick up artist” denen bir program var yu es ey’de(amarikanya). 10 tane “loser” denen derbeder görünümlü genci alıyorlar, bi tane pick up master var ,kendisi kadın tavlamada üstün yeteneklere sahip, o mastır bunlara hatun düşürmeyi öğretiyor. Sistematik falan adam bildiğin profesyonel, kısaltmalar vesaire yapmış kendi kendine. Ayrıca bu işin kitabını da yazmış. Cidden yazmış. Kitabı var yahu alsanıza erkekler! Klüp falan kurun, kitap üzerine yemin edin.. neyse. İki sezonunu izledim ben bu programın ikisinin de birincisi(en çok kadın tavlayan) alabildiğine feminen tiplerdi. Konuşmalar, tavırlar, kıyafetler bildiğin feminen. Zaten mastırları da bi acayip, tüylü şapkayla falan geziyo, sokakta görsen deli diyip geçersin ama yok adam bara giriyo, kızlar resmen sırada bununla konuşmak için. Olmaz böyle şey ya. Amerika çok fena bi durumda, ben buna karar verdim. Yine de programı öneriyorum, türkiye’de denerseniz dayak yiyeceğiniz çok yöntem var ama olsun ne kapsanız kardır..
Alınmayın Allasen Ya.. Ya da Alının Ne Bileyim
Değersiz insanların ağzından çıkan değersiz laflar, yormuyor bile beni. Oyuncağıyla oynayan bir çocuğu seyretmek gibi, sıkılmasını bekleyerek oyuncağın cikciğine katlanmak. Oysa susturabilirsin onu, vurursun kafasına alırsın oyuncağını, ama ne gerek var o enerjiyi harcamaya. Boş kafalar, boş kelimelerle geçirsinler hayatlarını. Fark etmez ki benim için.
Keşke daha erdemli yolları seçebilse insan çocuğu. Değerlendirmeler, yorumlamalar doğru şekillerde yapılabilse ve bazen hiç yapılmaması gerektiği de fark edilebilse.
Hayatımızı olabildiğince saf yollardan yaşamaya çalışmalıyız. Duyguları karmaşıklaştırmadan. Ne gereği var. Mutluluk yalınlıktır. Mutluluk yalnızlıktır. Yalnızken dibine kadar yaşarsın her duygunu. İki başınayken öyle mi..
Heyecanlan bahane bulmadan, ellerin titresin şapşalca ve hesapsızca. Açıklamaksızın kızarsın yanakların, hayat bu, mutluluk bu. Kimse, kimse ket vurmasın duygularına. Yalın yaşa, yalnız yaşa. Her şeyin dışına çık, her şeyi reddet. İsyan etme, reddet. Kurtul bütün kalıplardan.
Ah küçük insanlar ne anlayacaksınız.. düşünseniz de nereye varacaksınız. Kafeslerinizde pencereden dışarı bakmaya korkarken, yalnızca dışarıda olanların dedikodusunu yapabilirsiniz. Aklınızı temizleyin artık, arının bu kötücül duygulardan. Sizi aşağıya çektikçe çeken bütün isteklerinizden kurtulun. Zevkten, şiddetten, eğlenceden kopun artık. Her türlü otoriteyi reddedin ve kafesin dışına çıkın. Yorucu değil mi, insanı bitirmiyor mu bu şekilde yaşamak? Bohemse bohem, rahatlayın artık, kıçınıza soktuğunuz kazığı çıkartın. Kıvrılsın vücudunuz, aşkınız, gücünüz. Bırakın sınırların içinde gezmeyi. Sızana kadar içmek değil mutluluk, tanımadığın bir kızın yanında uyanmak değil. Ya da sevmediğin birinin dedikodusunu yapmak değil, arkadaşının saçını çekmek değil. Durun artık, doğru tarafa geçin. Durun artık, durun.
Keşke daha erdemli yolları seçebilse insan çocuğu. Değerlendirmeler, yorumlamalar doğru şekillerde yapılabilse ve bazen hiç yapılmaması gerektiği de fark edilebilse.
Hayatımızı olabildiğince saf yollardan yaşamaya çalışmalıyız. Duyguları karmaşıklaştırmadan. Ne gereği var. Mutluluk yalınlıktır. Mutluluk yalnızlıktır. Yalnızken dibine kadar yaşarsın her duygunu. İki başınayken öyle mi..
Heyecanlan bahane bulmadan, ellerin titresin şapşalca ve hesapsızca. Açıklamaksızın kızarsın yanakların, hayat bu, mutluluk bu. Kimse, kimse ket vurmasın duygularına. Yalın yaşa, yalnız yaşa. Her şeyin dışına çık, her şeyi reddet. İsyan etme, reddet. Kurtul bütün kalıplardan.
Ah küçük insanlar ne anlayacaksınız.. düşünseniz de nereye varacaksınız. Kafeslerinizde pencereden dışarı bakmaya korkarken, yalnızca dışarıda olanların dedikodusunu yapabilirsiniz. Aklınızı temizleyin artık, arının bu kötücül duygulardan. Sizi aşağıya çektikçe çeken bütün isteklerinizden kurtulun. Zevkten, şiddetten, eğlenceden kopun artık. Her türlü otoriteyi reddedin ve kafesin dışına çıkın. Yorucu değil mi, insanı bitirmiyor mu bu şekilde yaşamak? Bohemse bohem, rahatlayın artık, kıçınıza soktuğunuz kazığı çıkartın. Kıvrılsın vücudunuz, aşkınız, gücünüz. Bırakın sınırların içinde gezmeyi. Sızana kadar içmek değil mutluluk, tanımadığın bir kızın yanında uyanmak değil. Ya da sevmediğin birinin dedikodusunu yapmak değil, arkadaşının saçını çekmek değil. Durun artık, doğru tarafa geçin. Durun artık, durun.
Bu Sorulara Cevabı Olan Arkadaşları Bekliyorum
Eskiden beyaz olan, şimdiyse griye çalan converse’lerim koridorda duruyor, hadi giy beni de gidelim dercesine. Sana tahsis ettiğim ayakkabılarım onlar. Çok bir şey anlatmıyorlar. Ne kadınsı, ne çocuksu, ne iddialı ne değil.. soğuk kanlı ayakkabılar onlar. Senin için heyecanlanmamaya çalışırken gözlerinin yanaklarıma değdiği an kızardıklarını hissetmek, utanç verici hafiften. Çünkü bu kız soğuk kanlıdır. Dedim ya converse’ler.. ve ben kanımın derecesi yüzünden bu paragrafı (içimden geçenleri parantezler içine saklayarak) yarım bırakacağım. Onun yerine aklımda dolanıp duran onlarca cümleyi alt alta, yan yana,vs. sıralayacağım.
Yılan, kadınla özdeşleşmiş ya fena halde. Yılan hayatmış ya kadın gibi. Ve doğa, şeytan’ın kilisesiymiş ya. Doğa kötüdür.. kadın kötüdür.. yılan kötüdür.. hayat kötüdür.. neticede her şey kötüdür. Alışın buna!
Doğa, her zaman istediğini elde eder mi? İnsan bütün dengeleri bozmuşken.. İnsanın dengesini bozmasını mı istedi yoksa? Evrimi süistimal mi ettik yoksa?
İnsan, istediği her şeyi elde ettiğinde mutlu olur mu? Hayat bu şekilde mi işler? Peki ya istediğimiz her şey
bizi mutlu eder mi? Kendimiz için hep en doğrusunu isteyebilir miyiz? Doğru olan ne?
For the greater good? Big Picture? Bunlar hayatta işe yarayan kavramlar mıdır?
Israr! Yolunu nereye kadar değiştirir?
Elde etmenin-edilmenin doğru bir şekli var mıdır yoksa her yol mübah mıdır?
Ben seçilmem, seçerim kısmında seçilene bok yemek mi düşer?
Evet bunlara cevabı olan arkadaşları buraya bekliyorum..
Yılan, kadınla özdeşleşmiş ya fena halde. Yılan hayatmış ya kadın gibi. Ve doğa, şeytan’ın kilisesiymiş ya. Doğa kötüdür.. kadın kötüdür.. yılan kötüdür.. hayat kötüdür.. neticede her şey kötüdür. Alışın buna!
Doğa, her zaman istediğini elde eder mi? İnsan bütün dengeleri bozmuşken.. İnsanın dengesini bozmasını mı istedi yoksa? Evrimi süistimal mi ettik yoksa?
İnsan, istediği her şeyi elde ettiğinde mutlu olur mu? Hayat bu şekilde mi işler? Peki ya istediğimiz her şey
bizi mutlu eder mi? Kendimiz için hep en doğrusunu isteyebilir miyiz? Doğru olan ne?
For the greater good? Big Picture? Bunlar hayatta işe yarayan kavramlar mıdır?
Israr! Yolunu nereye kadar değiştirir?
Elde etmenin-edilmenin doğru bir şekli var mıdır yoksa her yol mübah mıdır?
Ben seçilmem, seçerim kısmında seçilene bok yemek mi düşer?
Evet bunlara cevabı olan arkadaşları buraya bekliyorum..
Seks Olmadan Köpek Aşık Olur mu?
Adında seks olmasa okumazdınız değil mi.. ben de hile yaptım...
Benim üç tane köpeğim var. Birinin adı Ramses. Bu ismi II.Ramses’in 5 ciltlik hayat hikayesini okuduktan sonra , karakterden oldukça etkilendiğim için koymuştum ona. Güçlü, sadık, evini koruyan, yakışıklı bir köpek olsun diye koymuştum. Fakat her anlamıyla ramses’e benzeyeceğini düşünmemiştim. Önce genç yaşlarında arılar tarafından sokuldu ve burnundaki o minik kemeri oluştu, bilirsiniz II.Ramses’in burnunda da bir kemer varmış. Sonra çapkınlığa başladı. Firavunun önce iset’i sonra nefertari’yi ayartması gibi önce sokak kızı irma’yı sonra da karşı komşunun kızı olan selin’i ayarttı. Ama bir konuda takdir ediyorum onu, her iki köpekte siyah labradorumsu, rottweilerımsıydı, yani tipi belli köpeğimin ne istediğini biliyor. Bu takdir edilesi, hiç değilse bir köpek için.
Ramses 7 yaşını geçti. Orta yaş krizinde şu anda. Her gece karı kız peşine gidiyor. Selin’in uğruna gençlerle kavga ediyor sabahları da eve geri geliyor. Tatmin olmuş, kanalda yüzerek duşunu almış, yorgun ve aç bir şekilde. Eminim insan olan bir çok erkek onun yaşadığı bu gece hayatına sahip değildir. Onun düzeyli bir ilişkisi var, hepimizi kıskandıran bir bağlılığı da var. Bütün bunları elinden alacak olmak açıkçası beni pek üzmüyor. Geceleri o eğlencesindeyken ben, Paris ve Rakun onun yolunu gözlüyoruz eve dönsün diye. Umuyorum ki bu ayın sonunda dertlerimiz sona erecek. Çünkü Ramses kısırlaştırılacak. Bakalım bu olaya selin’in tepkisi ne olacak. Bekleyip göreceğiz seks olmadan köpek aşkı olur muymuş?
Benim üç tane köpeğim var. Birinin adı Ramses. Bu ismi II.Ramses’in 5 ciltlik hayat hikayesini okuduktan sonra , karakterden oldukça etkilendiğim için koymuştum ona. Güçlü, sadık, evini koruyan, yakışıklı bir köpek olsun diye koymuştum. Fakat her anlamıyla ramses’e benzeyeceğini düşünmemiştim. Önce genç yaşlarında arılar tarafından sokuldu ve burnundaki o minik kemeri oluştu, bilirsiniz II.Ramses’in burnunda da bir kemer varmış. Sonra çapkınlığa başladı. Firavunun önce iset’i sonra nefertari’yi ayartması gibi önce sokak kızı irma’yı sonra da karşı komşunun kızı olan selin’i ayarttı. Ama bir konuda takdir ediyorum onu, her iki köpekte siyah labradorumsu, rottweilerımsıydı, yani tipi belli köpeğimin ne istediğini biliyor. Bu takdir edilesi, hiç değilse bir köpek için.
Ramses 7 yaşını geçti. Orta yaş krizinde şu anda. Her gece karı kız peşine gidiyor. Selin’in uğruna gençlerle kavga ediyor sabahları da eve geri geliyor. Tatmin olmuş, kanalda yüzerek duşunu almış, yorgun ve aç bir şekilde. Eminim insan olan bir çok erkek onun yaşadığı bu gece hayatına sahip değildir. Onun düzeyli bir ilişkisi var, hepimizi kıskandıran bir bağlılığı da var. Bütün bunları elinden alacak olmak açıkçası beni pek üzmüyor. Geceleri o eğlencesindeyken ben, Paris ve Rakun onun yolunu gözlüyoruz eve dönsün diye. Umuyorum ki bu ayın sonunda dertlerimiz sona erecek. Çünkü Ramses kısırlaştırılacak. Bakalım bu olaya selin’in tepkisi ne olacak. Bekleyip göreceğiz seks olmadan köpek aşkı olur muymuş?
Seks Konusuna Bir de Böyle Baktım
Seksi alenileştirdiler, bir alma verme meselesi haline getirdiler. Sonra vereni de vermeyeni de kendilerince eleştirdiler. Aşkın en güzel temas’ını bayağılaştırdılar. İki ucu boklu değnek olan tek gecelik ilişkiler geliştirdiler. Şimdi utanmalılar kendilerinden ve tüm bu süreci geri alacak bir yol bulmalılar..
Çocukluktan mı başlamak gerek? Babaların esas kızla esas oğlan öpüşmeye başladığında kanalı değiştirdiği zamanlardan mı? Yoksa annelerin sinemada elleriyle gözlerimizi kapattığı zamanlardan mı?
Aman pipinle oynama, kukuna bakma,vesaire.. kanayana kadar ne işe yaradığını bilmediğin bir organa sahip olmak kafa karıştırıcı. Çelişkiler ve saçmalıklar içinde büyüyor çocuklar. Nihayet vücutlara ve sekse ulaşabildiklerinde de akıllarını yitiriyorlar. Öyle yeni, öyle heyecanlı bir şey ki, yapabileceklerini bilmek, vücutlarını tanımak için ellerinden gelen her fırsatı değerlendiriyorlar. Bunları yaparken yavaş yavaş duygular yitiriliyor. Önemli olan ihtiyaç gidermek oluyor(muş). Sıçmak gibi. Kirletiyorlar kendilerini değersiz dokunuşlarla. Kızlar da erkeklerle aynı deneyimleri yaşamak istiyor diye kaşar, motor oluyor, erkekler playboy. İşte orada çok ayrı bir sorun ortaya çıkıyor; kadınlara olan saygı azaldıkça azalıyor. Aşka olan saygı gibi. Yalandan seni seviyorumlar türedi. Aşk şarkıları dinlerken sevişildi bardan kaldırılan kızlarla.
Ah.. gerçekten içine ettik her şeyin. İçim sıkılıyor düştüğümüz kuyunun derinliğini düşündükçe. Bu nedenle susuyorum şimdi. Siz de düşünün siz de sıkılın..
Çocukluktan mı başlamak gerek? Babaların esas kızla esas oğlan öpüşmeye başladığında kanalı değiştirdiği zamanlardan mı? Yoksa annelerin sinemada elleriyle gözlerimizi kapattığı zamanlardan mı?
Aman pipinle oynama, kukuna bakma,vesaire.. kanayana kadar ne işe yaradığını bilmediğin bir organa sahip olmak kafa karıştırıcı. Çelişkiler ve saçmalıklar içinde büyüyor çocuklar. Nihayet vücutlara ve sekse ulaşabildiklerinde de akıllarını yitiriyorlar. Öyle yeni, öyle heyecanlı bir şey ki, yapabileceklerini bilmek, vücutlarını tanımak için ellerinden gelen her fırsatı değerlendiriyorlar. Bunları yaparken yavaş yavaş duygular yitiriliyor. Önemli olan ihtiyaç gidermek oluyor(muş). Sıçmak gibi. Kirletiyorlar kendilerini değersiz dokunuşlarla. Kızlar da erkeklerle aynı deneyimleri yaşamak istiyor diye kaşar, motor oluyor, erkekler playboy. İşte orada çok ayrı bir sorun ortaya çıkıyor; kadınlara olan saygı azaldıkça azalıyor. Aşka olan saygı gibi. Yalandan seni seviyorumlar türedi. Aşk şarkıları dinlerken sevişildi bardan kaldırılan kızlarla.
Ah.. gerçekten içine ettik her şeyin. İçim sıkılıyor düştüğümüz kuyunun derinliğini düşündükçe. Bu nedenle susuyorum şimdi. Siz de düşünün siz de sıkılın..
Wish You Were Here Deyince Akla Gelenler
So, so you think you can tell Heaven from Hell,
blue skies from pain.
Can you tell a green field from a cold steel rail?
A smile from a veil?
Do you think you can tell?
And did they get you to trade your heroes for ghosts?
Hot ashes for trees?
Hot air for a cool breeze?
Cold comfort for change?
And did you exchange a walk on part in the war for a lead role in a cage?
How I wish, how I wish you were here.
We're just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Running over the same old ground.
What have you found? The same old fears.
Wish you were here.
Kayıp ruhlar.. kayıp arayışlar, bulamayışlar. Mutluluk beklentileri.
Boğmakta bu ara her şey beni. Korkutmakta bir yandan. Mutluluk arıyorum zira neyde aradığımı bilmeden. Bir sevgili, bir kitap, bir köpek, bir bakış, bir gülüş, bir fotoğraf..vs.. nerede aramalı mutluluğu?
Güven vermiyor hiçbir şey, neye baksam altındaki buzağıyı görüyorum. Oysa ineğin de altına bakıyorum öküzün de..
Yarın 20 yaş dişim çekilecek, dişçiden de çok korkarım zaten. Bir çocuğa öcü neyse bana da dişçi odur. Geceleri yatağıma yattığımda eşyalarla oluşan korkunç gölgelerde dişçiyi görürüm. Ama nedir, 20 yaş dişimi çektirdiğime göre koca kız olmuşum, zaten cüsse olarakta öyle pek minik bir şey sayılmam bu nedenle cesur olup o koltuğa oturmalıyım.
Evet diş çekildi artık eksik bir insanım. Korkutucuydu, hiç sevmedim, dişçilerden korkmakta haklıymışım, bi daha da gitmek istemiyoruuum.
blue skies from pain.
Can you tell a green field from a cold steel rail?
A smile from a veil?
Do you think you can tell?
And did they get you to trade your heroes for ghosts?
Hot ashes for trees?
Hot air for a cool breeze?
Cold comfort for change?
And did you exchange a walk on part in the war for a lead role in a cage?
How I wish, how I wish you were here.
We're just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Running over the same old ground.
What have you found? The same old fears.
Wish you were here.
Kayıp ruhlar.. kayıp arayışlar, bulamayışlar. Mutluluk beklentileri.
Boğmakta bu ara her şey beni. Korkutmakta bir yandan. Mutluluk arıyorum zira neyde aradığımı bilmeden. Bir sevgili, bir kitap, bir köpek, bir bakış, bir gülüş, bir fotoğraf..vs.. nerede aramalı mutluluğu?
Güven vermiyor hiçbir şey, neye baksam altındaki buzağıyı görüyorum. Oysa ineğin de altına bakıyorum öküzün de..
Yarın 20 yaş dişim çekilecek, dişçiden de çok korkarım zaten. Bir çocuğa öcü neyse bana da dişçi odur. Geceleri yatağıma yattığımda eşyalarla oluşan korkunç gölgelerde dişçiyi görürüm. Ama nedir, 20 yaş dişimi çektirdiğime göre koca kız olmuşum, zaten cüsse olarakta öyle pek minik bir şey sayılmam bu nedenle cesur olup o koltuğa oturmalıyım.
Evet diş çekildi artık eksik bir insanım. Korkutucuydu, hiç sevmedim, dişçilerden korkmakta haklıymışım, bi daha da gitmek istemiyoruuum.
Ne Bileyim İsteyen Okusun, Fakat Yazıları Başlıklarına Göre Değerlendirenler Okumasın
Maykıl ölmüş. Kalp kriziymiş. Sanatçı bir kişilikti yarattığı şeyleri severdim kendisini sevmezdim. Biz de fani fani yaşamaya devam o zaman. Maykıl kurtuldu, sıradaki gelsin.
Çok mu düşünüyoruz ölümü? Veya çok düşünmek için mi eğitiliyoruz.. bknz:öbür dünya bilinci.. ben hep düşünürüm, vakit harcamayı seviyorum sanırsam. Zaten küçükken evcilikte oynardım. Hala oynuyorum. Ne utanç ama. Saptırıyorum yine. Ölüm demiştim. Geride kalanlardan ibaret olmalı ölmek. İnsanlar ve anılar. Oldukça korkutucu yaşam boyu bizim olanları bırakıp gitmek. Nereye? Neyse o çok tartışmalı girmemek lazım.
Aşk. Bulmak için çırpınıyormuşuz. Hayat boyuymuş. Bulana kadarmış. Bulunca ne oluyormuş? Ayva yeniyormuş. E afiyet olsun o zaman. Doğru vallahi ne demeye kızıyorum ki. Dayanamıyorum insanın hayat boyu yaptığı tüm şapşallıklar yüzüne vurulunca. Söz konusu hepimiziz efendim okurken kendinizi ayırmayınız. Zira hatunları tavlamak üzerine düşünceleriniz olsa da hepiciği aşk umudunuz ve de schopenhauer’a inat romantik arayışlarınız için.
Yine aklımda kadının gerçek gücünü henüz keşfedememiş olduğuna dair düşünceler dolanıp duruyor. Oysa bir çok erkeği yersiz isteklerimizle oldukça mutsuz konumlarda bırakabiliyoruz. Ee nedir o zaman şikayetim.. anneler, anneler yapıyor en büyük hatayı. Bizi yetiştirirken.(biz derken her iki cinsiyeti de kast ediyorum kendinizi ayırmaya kalkmayın yine) kafamıza bir sürü şey sokuyorlar. Sevmek, aşık olmak, erkeklerin etrafında bir hayat örmek, bağımsız olmamak, iş bulmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, sinir sahibi olmak, anne olunca ukala olmak,vs.. aceleci davranıyoruz insanların bizim için belirledikleri hedefe bir an önce ulaşabilmek için ve dolayısıyla hata yapıyoruz. Peki o zaman dürtüleri mi dinlemek gerek, anneleri değil de? Annesini çok seven erkekler alınmasın, ben de seviyorum annemi merak etmeyin ergenlik dönemimi atlattım. Neyse bu soruyu düşüneyim ben azıcık… dürtülerimi dinlemek gerek? Mrmrmrmrrmrr hmm dürtüleri… anneleri…
Çok mu düşünüyoruz ölümü? Veya çok düşünmek için mi eğitiliyoruz.. bknz:öbür dünya bilinci.. ben hep düşünürüm, vakit harcamayı seviyorum sanırsam. Zaten küçükken evcilikte oynardım. Hala oynuyorum. Ne utanç ama. Saptırıyorum yine. Ölüm demiştim. Geride kalanlardan ibaret olmalı ölmek. İnsanlar ve anılar. Oldukça korkutucu yaşam boyu bizim olanları bırakıp gitmek. Nereye? Neyse o çok tartışmalı girmemek lazım.
Aşk. Bulmak için çırpınıyormuşuz. Hayat boyuymuş. Bulana kadarmış. Bulunca ne oluyormuş? Ayva yeniyormuş. E afiyet olsun o zaman. Doğru vallahi ne demeye kızıyorum ki. Dayanamıyorum insanın hayat boyu yaptığı tüm şapşallıklar yüzüne vurulunca. Söz konusu hepimiziz efendim okurken kendinizi ayırmayınız. Zira hatunları tavlamak üzerine düşünceleriniz olsa da hepiciği aşk umudunuz ve de schopenhauer’a inat romantik arayışlarınız için.
Yine aklımda kadının gerçek gücünü henüz keşfedememiş olduğuna dair düşünceler dolanıp duruyor. Oysa bir çok erkeği yersiz isteklerimizle oldukça mutsuz konumlarda bırakabiliyoruz. Ee nedir o zaman şikayetim.. anneler, anneler yapıyor en büyük hatayı. Bizi yetiştirirken.(biz derken her iki cinsiyeti de kast ediyorum kendinizi ayırmaya kalkmayın yine) kafamıza bir sürü şey sokuyorlar. Sevmek, aşık olmak, erkeklerin etrafında bir hayat örmek, bağımsız olmamak, iş bulmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, sinir sahibi olmak, anne olunca ukala olmak,vs.. aceleci davranıyoruz insanların bizim için belirledikleri hedefe bir an önce ulaşabilmek için ve dolayısıyla hata yapıyoruz. Peki o zaman dürtüleri mi dinlemek gerek, anneleri değil de? Annesini çok seven erkekler alınmasın, ben de seviyorum annemi merak etmeyin ergenlik dönemimi atlattım. Neyse bu soruyu düşüneyim ben azıcık… dürtülerimi dinlemek gerek? Mrmrmrmrrmrr hmm dürtüleri… anneleri…
Başlıksız Bir İtiraf, Zira Başlıklara İnanmıyorum
Hakikaten, ne kadar da yalnız hissettim bugün kendimi.
Oysa yalnızlık üzerine yazılmış bir başka yazıyı okuyordum. Demek ki kendimi yalnız hisseden tek ben değilim.. Ee, yalnız değil miyim? Nasıl yani.. Ben hep öyle hissettim oysa. Belki de FM ve AM’den başka dalgalar da vardır.
Belki bu yazıyı da bir onaylanma ihtiyacı ile yazıyorum. Zira ben bir kadınım ve ister istemez her şeyi erkeklerin onayı için yapıyorum değil mi..
Değil mi?
Erkeklerin evcilleştirdiği ilk hayvan türü, kadınlar olsa gerek. Öyle köklü bir operasyon yapmışlar ki kadının bu derece güçlü olduğu 21.yüzyılda bile onların onayı için sürünüyoruz.
Hayatımız boyunca dansa davet oynuyoruz. Ters tarafından. Ne kadar da aşağılayıcı. Yaşam tarzımız ne kadar da bağımlı hale gelmiş.
Elbette insan sosyal bir varlık ama bu derece sosyal olmamak lazım. Yalnız olabilmeyi de kabullenmek lazım.
Güçsüzleştirdiler bizi farkında olmadan. İçgüdülerimize kurban gittik. Anne olmayı istediğimiz, çocuklarımıza, eşimize bakmayı istediğimiz için kullanıldık. Hala da atamadık bunu üzerimizden.
Erkeklerin ağzının içine bakıyoruz, önce bize baksınlar diye, sonra bizimle konuşsunlar, çıksınlar, bizi sevsinler, bize aşık olsunlar, bizi aileleriyle tanıştırsınlar, bizimle evlensinler ve en sonunda çocuk yaptığımızda rahatlıyoruz. Her şeyi biz istiyoruz ve yalnızca isteklerimizin kabul edilmesini bekliyoruz. Bu karşılıksız dans her ilişkide var ne yazık ki ve oldukça korkutucu.
Erkekleri bir şeylere zorlamaktan yorulmadık mı? Ben yoruldum artık. Yine de elim cep telefonumda ve bir erkeği arıyorum. Acınası, gerçekten acınası.
İkiyüzlü bir hayat benimkisi. Sorsam diğer kadınlar da fikirlerime katılır ama onlar da 10 dakika sonra bir erkeği aramak için cep telefonlarına sarılacaklar. Kendimize gelmeliyiz. Zarar görmemek için daha fazla.
Bir noktada erkeklere boyun eğdirdiğimiz doğru, bir başka bakış açısıyla erkeklere zorla her şeyi yaptırdığımız da düşünülebilir. Zorla evlenip çocuk yaptığımız gibi.. Fakat unutmamak gerekir ki, gece yatağında dönüp dururken evlenme hayali kurup, bunun için yanıp tutuşan da biziz ve erkeklerin asla istemediği bu bağlılık hikayesine, onlar kabul edene kadar adım atamayan ve bundan dolayı acı çeken
de biziz. Bizi istemediğini düşünüp, bin türlü senaryo yazıp kendimizi harap ediyoruz. Ne büyük kayıp. Hayatımızı nasıl da saçma sapan şekillerde harcıyoruz.
Aşk, biz çabalamadan olmalı, fakat ilişki biz çabalarken yürümeli.
Her şey için çok fazla uğraşıyoruz.
Gereğinden çok.
Oysa yalnızlık üzerine yazılmış bir başka yazıyı okuyordum. Demek ki kendimi yalnız hisseden tek ben değilim.. Ee, yalnız değil miyim? Nasıl yani.. Ben hep öyle hissettim oysa. Belki de FM ve AM’den başka dalgalar da vardır.
Belki bu yazıyı da bir onaylanma ihtiyacı ile yazıyorum. Zira ben bir kadınım ve ister istemez her şeyi erkeklerin onayı için yapıyorum değil mi..
Değil mi?
Erkeklerin evcilleştirdiği ilk hayvan türü, kadınlar olsa gerek. Öyle köklü bir operasyon yapmışlar ki kadının bu derece güçlü olduğu 21.yüzyılda bile onların onayı için sürünüyoruz.
Hayatımız boyunca dansa davet oynuyoruz. Ters tarafından. Ne kadar da aşağılayıcı. Yaşam tarzımız ne kadar da bağımlı hale gelmiş.
Elbette insan sosyal bir varlık ama bu derece sosyal olmamak lazım. Yalnız olabilmeyi de kabullenmek lazım.
Güçsüzleştirdiler bizi farkında olmadan. İçgüdülerimize kurban gittik. Anne olmayı istediğimiz, çocuklarımıza, eşimize bakmayı istediğimiz için kullanıldık. Hala da atamadık bunu üzerimizden.
Erkeklerin ağzının içine bakıyoruz, önce bize baksınlar diye, sonra bizimle konuşsunlar, çıksınlar, bizi sevsinler, bize aşık olsunlar, bizi aileleriyle tanıştırsınlar, bizimle evlensinler ve en sonunda çocuk yaptığımızda rahatlıyoruz. Her şeyi biz istiyoruz ve yalnızca isteklerimizin kabul edilmesini bekliyoruz. Bu karşılıksız dans her ilişkide var ne yazık ki ve oldukça korkutucu.
Erkekleri bir şeylere zorlamaktan yorulmadık mı? Ben yoruldum artık. Yine de elim cep telefonumda ve bir erkeği arıyorum. Acınası, gerçekten acınası.
İkiyüzlü bir hayat benimkisi. Sorsam diğer kadınlar da fikirlerime katılır ama onlar da 10 dakika sonra bir erkeği aramak için cep telefonlarına sarılacaklar. Kendimize gelmeliyiz. Zarar görmemek için daha fazla.
Bir noktada erkeklere boyun eğdirdiğimiz doğru, bir başka bakış açısıyla erkeklere zorla her şeyi yaptırdığımız da düşünülebilir. Zorla evlenip çocuk yaptığımız gibi.. Fakat unutmamak gerekir ki, gece yatağında dönüp dururken evlenme hayali kurup, bunun için yanıp tutuşan da biziz ve erkeklerin asla istemediği bu bağlılık hikayesine, onlar kabul edene kadar adım atamayan ve bundan dolayı acı çeken
de biziz. Bizi istemediğini düşünüp, bin türlü senaryo yazıp kendimizi harap ediyoruz. Ne büyük kayıp. Hayatımızı nasıl da saçma sapan şekillerde harcıyoruz.
Aşk, biz çabalamadan olmalı, fakat ilişki biz çabalarken yürümeli.
Her şey için çok fazla uğraşıyoruz.
Gereğinden çok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)